Just another WordPress.com site

Archive for the ‘Başarı Hikayeleri’ Category

Van’ın Genç Girişimci Kadını: Handan Avar…

Kadınların iş yaşamında yok denecek kadar az bulunduğu Van’da sıfırdan iş yaşamına girip plastik fabrikası açan Handan Avar (22) tam bir başarı öyküsüne imza atıyor.
İşlettiği küçük marketten elde ettiği gelir ile açtığı atölyeyi kısa sürede büyüten Avar şimdi ayda 200 bin parça plastik üreten bir fabrikanın sahibi. Yanında tam 15 kişi çalıştıran genç işletmeci aynı zamanda Açık Öğretim Fakültesi’nde okuyor.

Van’da İş Geliştirme Merkezi’nde (İŞGEM) Öz Ata Plastik adlı fabrikanın sahibi Handan Avar’ın iş yaşamındaki yükselişi tam bir başarı hikâyesi. Kimseden destek almadan işlettiği küçük bir marketten elde ettiği gelirle ayda 200 bin parça plastik üreten bir fabrikaya sahip olan Avar, bölge illerine sattığı ürünlerini yurtdışına satabilmenin yollarını arıyor.
Bölgede iş hayatına pek giremeyen kadınlar arasından sıyrılan Handan Avar iş kadını olmasının yanı sıra okulunu da ihmal etmiyor. Açıköğretim Fakültesi’nde okuyan Avar işletmesinde 10, satış mağazasında da beş işçi çalıştırıyor. Ayakkabılık, bardak, leğen, plastik tabak, gırgır gibi ev aletleri üreten Avar, işyerini üç ay önce açmış. Oturduğu mahallede işlettiği marketten elde ettiği gelirle İŞGEM’de bir işyeri kiralayan Avar, Hakkâri, Muş, Bitlis, Ağrı, Iğdır gibi illere ürettiği malları satıyor.
Van merkezde de bir satış mağazası bulunan Avar “Bölgede kadına bırakın iş yaşamında sosyal yaşamda bile hayat tanınmıyor. Fakat ben yılmadım. Hep daha iyisini hedefledim ve sonunda kendi işyerimin patronu oldum” dedi.
Şu an aylık 30-40 bin TL civarında bir para kazandığını belirten Avar, “Daha çok çalışıp yurtdışına açılmayı hedefliyorum. İnşallah işlerimi daha da büyütüp ihracat yapacak düzeye gelirim. Burayı hiç kimseden destek almadan kendi çabalarımla açtım. Bütün kadınlara sesleniyorum: Hiçbir işe erkek işi demeyim. Çalışın, üretin, emek harcayın siz de başarabilirsiniz” diye konuştu.

kaynak: Taraf

Advertisements

"Bir elimde laptop, bir elimde tencere…" Nare Y.Karakurt

11 yıldır Berlin’de hizmet gösteren Deta-Med Almanya’da ilk kültüre yönelik bakım hizmeti sunan kuruluş olma özelliğini taşıyor. Deta-Met‘ìn kurucusu ve İşletmecisi Nare Yeşilyurt Karakurt; Berlin Eyaleti Ekonomi, Teknoloji ve Kadın Bakanlığı tarafından her iki yılda bir düzenlenen ”Yılın Başarılı İş Kadını” seçiminde toplam 25 kadın işverenin arasında son üçe kalan diğer iki alman işkadını ile birlikte yılın en başarılı iş kadını seçildi.
Karakurt 1999 yılında kurduğu Deta Med adlı “evde hasta bakım servisi” ile sağlık hizmetini özellikle Türk hastaların ayağına kadar götürerek Berlin sağlık sisteminde önemli bir boşluğu dolduruyor.
Toplam 230 çalışanı olan Deta Med’ì diğer bakım servislerinden ayıran en önemli özelliği; personelinin yüzde 60’ını ve meslek eğitimi alanların yüzde 87’sini göçmen kökenliler oluşturması.. Almanya’da yaşayan göçmen kökenli kadınlara iş olanağı yaratmasıyla öne çıkıyor.
Nitekim, göçmen kadınların ekonomik bağımsızlıklarını kazanmasına öncülük etmeyi yaşam felsefesi haline getiren Nare Karakurt eleman alımında ise “ithal gelinler”e öncelik veriyor.
Nare Yeşilyurt Karakurt ile  kadın ve göçmen olmasından dolayı iş yaşamında karşılaştığı zorluklar ve de “ithal gelinler” konusunda söyleştik:

– İş yaşamınızda göçmen olmanızdan kaynaklanan ne tür sorunlarla karşılaşıyorsunuz? Türkiye kökenli olduğunuz için negatif ayrımcılık yaşıyor musunuz?
Bunu her gün yaşıyoruz. Almanya’nın genelinde kadın hakları savunuluyor, kadınlar için yasalar var ama bu yasaları uygulamaya geldiğinde sıkıntılar yaşanıyor. Yani kadını koruyucu yasalar gereği gibi uygulanmıyor. Ben kadın olarak bir sürü zorluk yaşadım ve de yaşıyorum. Üniversiteyi bitirdikten sonra Deta-Met’i kurmak istedim. Ancak hiçbir banka bana kredi vermedi. Vermemelerinin nedeni de iki küçük çocuğumun olması. Çocuklarımı çocuk arabasına koyarak bankaya gitmiştim. Bana şunu dediler: “Sizin 2 çocuğunuz var. Bence siz annelik görevinizi ciddiye alınız. O daha önemlidir.” Sanki bankaya değil de çocuk eğitim kurumuna gitmişim de bana çocuklarımı eğitmemi tavsiye ediyor. Başka bir bankaya gittim. Orada da aynı muameleyle karşılaştım. Bana dediler ki;”İki çocuğunuz var. Çocuklarınız hasta olduğu zaman işi ihmal edecekseniz. Sizin yapacağınız işin geleceği yok. Anne olduğum için bu muamelelere maruz kaldım.
-Peki nasıl başladınız bu işe, bankalar kredi vermeyince parayı nerden buldunuz?
-Data- Met’i kurarkan çok az bir sermaye ile işe başladım. Sağdan, soldan bulduğum parayla, eşe dosta borçlanarak işyerini açtım. önce çok dar bir kadroyla yürüttük işleri sonra dişimizi tırnağımıza takıp yılmadan çalıştık ve bugünlere geldik. 
 

– Alman bir kadın sizin durumunuzda olsaydı aynı zorlukları yaşar mıydı?
Alman kadınlar da zorluk yaşıyorlar. Çünkü kadın olmanın iş dünyasında bir dezavantajı var. Çocuklarınız olunca ikinci sınıf insan muamelesi görüyorsunuz. Yabancı ve anne olduğunuz zaman ise üçüncü sınıf insan muamelesi görüyorsunuz.  Ben bunu defalarca yaşadım o yüzden önyargıya karşıyım. Deta-Med’in özelliği çalışanlarının yüzde 50’sinden fazlası yalnız yaşayan annelerdir. Bizim işyerimizin özelliği bu anneleri işe alıyoruz, iş saatlerini kreş saatlerine göre uyarlıyoruz. Kadınlara piyasadan, zorunlu maaştan daha yüksek maaş ödüyoruz. 
Almanya`da saat ücretinin 8.50 Euro olmasını öngören mecburi yasa çıktı. Bizde bu yasa çıkmadan saat ücretleri 10 ve 12 Euro arası idi. Benim amacım burada  çalıştırdığım kadınlar kazandıkları parayla kendilerine, çocuklarına birşeyler alabilsinler. Deta-Med’de kadınlar az ama özveriyle çalışıyorlar ve çocuklarına yeterli zaman ayırabiliyorlar. Bunun yanısıra Türkiye`den gelen  “ithal gelinler”i eğitiyorum. Bu toplumda en çok darbe yiyen “ithal gelinler”dir. 
Burada uzun süre yaşamış Türk aileler, oğullarını alıp Türkiye’ye gidiyorlar, tertemiz gencecik kızları alıp buraya getiriyorlar. Onlar da çoğunlukla çok iyi aileye düştük diye seviniyorlar. Ancak Almanya’da ailenin nasıl yaşadığını hiç bilmiyorlar. Buraya gelince hiç dışarıya çıkamıyorlar. Almanca bilmiyorlar ve toplumu tanımıyorlar. Belirli bir grup içerisinde yaşıyorlar. Ailenin tanıdıkları var. Bütün gün onlara hizmet etmekle günleri geçiyor. Amaçları burada gelin onlara baksın, evin yaşlı ve hastasıyla ilgilensin, evin yemeğini, temizliğini, çamaşırın, bulaşığını üstlensin diye getiriyorlar onları.. Sözün özü, ithal gelinler bu ülkede birer köleden farksızlar.. 

– İthal gelinlerin çalışmasına aileleri karşı gelmiyor mu?
Gelmez olur mu, elbette geliyorlar. Fakat bu kadınlar çalışmaya başladıktan sonra artık ayaklarının üzerinde durabilecek gücü kendilerinde bulunca boşanıyorlar.

kaynak:Kazete
röportaj: Ceren Dilekçi

Anneler İçin Sosyal Ağ Kurdular: Anneysen.com…

Boğaziçi İşletme Mezunu iki arkadaş, Aylin Çakır ve Pınar Şimşek, girişimci olmayı düşledikleri zaman, annelik tecrübelerini de değerlendirebilecekleri bir site açmaya karar verdiler. Böylece anneysen.com sitesini kuran iki girişimci, anneleri ortak bir sosyal platformda toplamaya başladı.

6-7 ay gibi kısa bir sürede 20 binden fazla kullanıcıya ulaşan sitede, anneler çocukları ile ilgili her türlü sorunun cevabını buluyor ve kalıcı arkadaşlıklar ediniyor.  

Nasıl başladı internet macerası? 

Pınar Şimşek: Mastırımı Japonya’da internette pazarlana üzerine yaptım. O zamanlar Türkiye’de henüz internet pazarı gelişmemişti ama Japonya’da çok gelişmişti. İnternete ilgim o zamanlardan vardı. Çocukları büyütüp kendime hedef aradığım zaman girişimci olmaya karar verdim.
Aylin Çakır: Çalışan insanlar genelde kendi işini kurmak ister ama bunun için risk almak gerekir. Ben bunun için işi bıraktım. Pınar ile annelikle ilgili tecrübelerimizi bir internet girişimde değerlendirmeye karar verdik.

Nasıl bir site anneysen.com?

Pınar Şimşek: Burası bir sosyal ağ. İnsanlar üye oluyor ve birbirleriyle sohbet ediyor, bilgi ve fotoğraf paylaşıyor. Sitemizin değişik bölümleri var. Belirli başlıklar altında konuşmalar var. Mesela siteye en başta ilham veren “Annelere sor” isminde bir bölüm var. Bu bölümde, bebeğinizin veya çocuğunuzun yaşına ve sorularına göre soru sorabiliyor veya bir başkasının sorusuna yanıt verebiliyorsunuz. 0 yaştan 18 yaşına kadar çocuğu olan anneler, her türlü soru ve sorunlarına burada yanıt arıyor. İsterseniz, mesela “Çocuğu zor yemek yiyen anneler” isminde bir grup kurabilir ve bu şekilde de ortak sorunu olanları bir araya getirebilirsiniz.
Aylin Çakır: Aslında Facebook gibi. Burada üye olan anneler, belli bir ortak paydada bululan anneler yazışabiliyorlar. Siteye her gün girilmese bile sorunuza yanıt gelirse e-mail gönderiyoruz. Bu bir sosyal ağ.


Gelir modeliniz nasıl olacak?

Pınar Şimşek: Reklam ile para kazanıyoruz. Reklam almaya mart gibi başladık. Şubatta bir reklam network’ü ile anlaştık. Mart sonunda 4 bin üye ile reklama başladık. Ancak biz reklama daha farklı yaklaşıyoruz. Anneye destek veren, anneye destek verecek şekilde projeler gerçekleştiren firmalarla çalışmak istiyoruz. Marka kendi içeriğini sağlayabilir, bilgi sağlayabilir. Hamilelik, emzirme biberon kullanımı gibi konuları sponsorluk desteğiyle sunmak istiyoruz.

Şu anda siteyi yönetmek ne kadar vakit alıyor?

Aylin Çakır: Siteyi sürekli ayakta tutmak için çalışmak gerekiyor. Markalarla görüşmeler ve iş geliştirme zaten tam zamanlı işler. Biz her gün birlikte buluşup çalışıyoruz. Uzmanlarından nasıl bilgi alabiliriz buna bakıyoruz. Firmalara kendimizi anlatıyoruz.

İki de ödül kazandınız değil mi?

Pınar Şimşek: Innovate ve JCI ödüllerini kazandık. Innovate 100 Nisan ayında yapıldı. Uluslararası bir yarışma. Amacı dünya çapında 100 girişimci projeyi seçmek. Kriterleri yenilikçi olması, geniş bir kitleye ulaşması ve ölçeklenebilir olması. Türkiye’den projelerle yarıştık. Uzmanlarımızı, anneye faydayı ve sosyal ağ konseptini öne çıkardık ve bu ödülü kazandık.
Genç Girişimciler Derneği’nin (JCI) düzenlediği Yaratıcı Girişimci Yarışmasını kazandık. Türkiye’den 3 finalist seçilmişti ve bu finalistler dünya konferansında Türkiye’yi temsil etti.

Sizi diğer anne – bebek sitelerinden ayıran özelikler nedir?

Aylin Çakır: En temel farklılık şu: Diğer sitelerde genelde bilgi anneye tek yönlü veriliyordu ama anne tecrübesi de çok önemli Annenin yani kullanıcının da söz sahibi olabileceği bir platform yaratmayı amaçladık. Yani web 2.0 projesi yaptık. Bizim amacımız anneye destek. Çünkü birbirimize çok ihtiyacımız var. Eskiden teknoloji insanları uzaklaştırıyor diye bir düşünce vardı şimdi ise yaklaştırıyor, hiç ulaşamayacağınız kaynaklara ulaşmanızı sağlıyor. Biz anneysen.com bilgi ve duygu desteği olarak düşünüyoruz.


İnternetten iş yapmanın zorlukları neler?

Aylin Çakır: İnternette hızlı olmak lazım. Şu anda patlama noktasında. Kullanıcı sayısı artıyor. Online olma süreleri çok yüksek, gece de yazışma oluyor. Bu bir dükkan açıp akşam kapatmak gibi olmuyor. Çok dinamik, ayak uydurmak gerekiyor. İnternetle ilgili proje varsa sürekli konuşmak lazım, biz de insanlar kapalı, fikirlerini kimseye söylemiyorlar. Genellikle kimse yapmamış gibi düşünüyorsunuz ama aslında yapılmış oluyor. Paylaşım çok önemli. Bundan biz çok faydalandık. Yayına başladıktan sonra kullanıcı görüşlerini ciddiye almak önemli.

kaynak: Bilgi Çağı 
not: röpörtajın tamamına yukarıdaki linke tıklayarak gidebilirsiniz.

Bir Girişimcilik Hikayesi: SafiKDN…

SafiKDN (Safi Kadın) %100 organik El Yapım Ürünleri konsepti Dr. Funda Kudunoğlu Çobanoğlu tarafından oluşturuldu. 15 yıl Diş hekimliği mesleğini hem kamuda hem de muayenehanesinde yaptıktan sonra, sağlık konusuna olan yakınlığı, çevreye duyarlılığı ve kadın emeğinin değerlendirileceği bir platform oluşturma isteği, geleneksel el sanatlarına ilgisi SafiKDN projesini ortaya çıkardı.
Projenin alt yapısını hazırlarken, Türkiye’nin değişik yörelerini dolaşıp kadınlarla birebir temaslar kurdu. Projesini anlattı ve kadınlardan destek alınca, projesini hayata geçirmeye karar verdi. İlk etapta 100 kadına ulaştı. Hedefi daha fazla kadına ulaşmak, eskiden olduğu gibi en doğal haliyle, geleneksel dokuyu günümüze uyarlamak.
Bu süreçte, Kagider’in “Temel Girişimcilik Eğitimi” ne katıldı. Daha sonra SafiKDN projesinin desteklenmesi kararı ile “İnkubasyon Projesi” kapsamına alındı. Dr.Funda Kudunoğlu Çobanoğlu 2007 yılında Kagider’in desteklediği dört kadın girişimciden biridir.
SafiKDN ürünlerinin üretiminde, ülkemizin değişik il, ilçe ve köylerinde yaşayan ev hanımlarının, genç kızlarımızın el emeği ve göz nuru vardır.
Küçük şehirlerde, köylerde, iş imkanı bulamadıkları için, evinde oturup zamanını verimsiz geçiren hanımlar bu ürünlere el emeklerini vererek, evlerine katkıda bulundukları gibi, bir amaç için emek vermenin mutluluğunu da yaşamaktadırlar. 
Firmanın ürün gamında bebek-çocuk, erkek, oyuncak, kadın-hamile, aksesuar, sabun-kozmetik ve ev tekstili başlıklarında ürünler bulunmaktadır.
Daha ayrıntılı bilgi ve satış noktaları için:

www.safikdn.com

Mardin’in Köyünden La Scala’ya…

Mardin’in küçük bir köyünde doğan, ailesiyle birlikte Diyarbakır’da yaşayan, öğretmen bir baba ve ev hanımı bir annenin beş çocuğundan biri Pervin Çakar.

Barış Manço’nun sahnede bir o yana bir bu yana koşarken tuşlarına dokunduğu orguna imrenerek başlamış müzik aşkı. Babasının işporta tezgâhından aldığı küçük bir org da yeteneğinin gelişimini sağlamış. Kendi kendine söküverdiği melodilerin peşi sıra 14 yaşında bağlama çalıp halk türküleri söylemeye başlamış. Sesi pek çok kez keşfedilen sanatçının ilk fark edilişi; Diyarbakır’ın Bismil ilçesinde girdiği bir halk müziği yarışmasıyla olmuş. Ortaokul öğretmeninin ısrarıyla da babası ve annesi Diyarbakır Güzel Sanatlar Lisesi’ne yollamışlar kızlarını.

“Çok harap bir yerdi bizim okul, bir lisenin içerisinde, iki koridor arasına kurulmuştu” diyen Çakar, önce keman, sonra viyolonsel çalmaya başlamış. Lise 2’de katıldığı bir kompozisyon yarışması sayesinde Ankara’ya gidince operayla ‘tanışmış’. “O zamanın GAP Bölge Başkanı Olcay Ünver, ödül töreni sırasında şarkı söylememi istedi ve bana ‘Sende tam bir opera sesi var’ diyerek Maria Callas’ın CD’sini verdi. Operadan hiç haberim yok, Maria Callas’ı kesinlikle tanımıyorum ve o CD’yi dört yıl boyunca dinleyemedim çünkü ne CD çalarım ne de onu alacak param vardı.”
Lise bittikten sonra Ankara’da okuması gerektiğine karar vermiş Pervin Çakar ve Gazi Üniversitesi Müzik Öğretmenliği Bölümü’nü kazanmış. Viyolonsel çalmaya devam etmiş, son sınıfta da biraz şansı, biraz da hocalarının yardımıyla şan bölümüne geçmiş. “Okumak başlı başına bir külfetti benim için. Ailemin maddi durumu yok, burs yok. Çok zor dönemler geçirdim” diyen Çakar’ın tüm zorlukları bununla sınırlı değil tabii. İdeali uğruna sokaklarda yatmış, garsonluk, temizlik işçiliği…
Diyarbakır-Ankara hattında filizlenen opera aşkı; onu İtalya’nın en büyük, en ünlü tiyatrolarına sürüklemiş. Orada dünyaca ünlü pek çok isimle çalışmış ve çalıştırmaya da devam ediyor. Bu arada Pervin pek çok akrabasına göre şarkı söyleyen bir müzik öğretmeni…
Pervin’in izlediği ilk opera üniversite yıllarına denk geliyor. Konservatuvardan arkadaşlarının zoruyla gittiği ‘Sevil Berberi’nden hem sahneye, hem sanatçılara hem de alkışlara hayran olarak ayrılmış. Mezun olduktan sonra da Diyarbakır’a dönmek yerine “En büyük destekçim” dediği hocası Oylun Erdayı sayesinde Ankara’da kalmış. Ankara, aynı zamanda Çakar’ın İtalya kapısı olmuş.
“Bir gün sözleşmeli olarak çalıştığım Ankara Devlet Operası’na İtalyan bir opera menajeri geldi. Sesimi ona dinletme fırsatı buldum ve mutlaka İtalya’ya gitmem gerektiğini söyledi. Ama tabii yine param yok. Ben de Ankara Devlet Opera ve Balesi’nin o zamanki sanat yönetmeninin kapısını çaldım. Bana hemen bilet aldılar, diğer masraflarımı da İtalyan menajer karşıladı ve artık Roma’daydım tek kelime İtalyanca bilmeden. Accademia D’arte Lirica’ya kabul edildim” sözleriyle anlatıyor İtalya’ya gidiş macerasını Pervin. Altı ayda İtalyancayı da sökerek hızla tırmanmış basamakları.
İtalya’da ilk başrol Gretel
Geçen yıl İtalya’da bir opera yarışmasına katılan Pervin, bu sayede ‘Hansel ve Gretel’ operası için davet almış. ‘Hansel ve Gretel’ le 64 temsil yapmış, pek çok önemli tiyatroda sahneye çıkmış: “Venedik’te Teatro La Fenice’de söyledim dünyaca ünlü opera sanatçılarıyla birlikte. La Scala’dan davet aldım, orada altı temsil yaptım. Operanın bir de Lion Opera’sı ve Viyana’da Andervin Tiyatrosu’yla işbirliği vardı ve oraya da gittim. Martha Franco Opera Festivali’ne davet edildim, orada Scarlatti’nin bir eserini söyledim. Bunun haricinde iki opera yarışması kazandım. Biri ‘Rigoletti’ operasının Gilda’sı üzerine yapılan bir yarışmaydı ve Gilda’yı 2-3 temsil ben oynadım.”
Ayrıntılar www.pervinchakar.com adresinde.

kaynak: radikal.com.tr

Ev Kadınlığından Milli Takıma…

 .

Ankara’nın Nallıhan ilçesine bağlı Çayırhan beldesinde yaşayan ev hanımı Nuran Yiğit, 3 yıl önce ilköğretim okulu öğrencisi oğlundan esinlenerek başladığı oryantiring sporunda, milli takım antrenörlüğüne kadar yükseldi.

37 yaşındaki ev hanımı Nuran Yiğit’in 6.5 yaşındaki oğlu Mert’i okulda oryantiring eğitimine götürmeye başlamasıyla birlikte, tekdüze hale gelmeye başlayan yaşamı da sporla yeniden renklendi. 

Oğlunun İlköğretim okulundaki beden eğitimi öğretmeninin öğrencilere oryantiring eğitimi vermeye başladığını ve diğer velilerle birlikte kendilerinin de eğitim gördüklerini dile getiren Yiğit, şunları söyledi:
“Okulda öğretmenden 6 ay harita, pusula ve arazide yarışma üzerine eğitim aldık. Ben 17 yıl önce, henüz bekarken atletizm ve voleybolla ilgilenmiştim. O dönemde atletizm milli takım aday kadrosuna çağırmışlardı. Ancak ailem izin vermeyince gidememiştim. Evlenince de spordan uzaklaşmış, hedeflerimi gerçekleştirememiştim. Şu an 9 yaşındaki oğlum Mert’in okuldaki oryantiring eğitimiyle ben de yeniden spora başlamış oldum. Beldede yapılan ilk yarışmada dereceye girdim. Sonra düzenli çalışmaya başladım. 1.5 yıl önce de antrenörlüğe başladım ve şu an milli takım kadrosundayım. Genç sporculara yardımcı olmaya çalışıyorum.” 
Oğlu Mert’i eğitime ilk gün babasının götürdüğünü ve bu nedenle eşinin oryantiringi tanıma fırsatı bulduğunu belirten Yiğit, “Eşim, ben başlayınca anlayışla karşıladı. Bana destek veriyor. Ev, çocuklar derken ideallerimden vazgeçme aşamasındayken kendimi oryantiring sporunun içinde buldum. Her şey artık monotonlaşmaya başlamışken yeniden ideallerimi gerçekleştirme fırsatı doğdu. Adeta şu an ikinci baharı yaşıyorum” diye konuştu. 
Çayırhan’ın şu an en popüler sporunun oryantiring olduğunu ifade eden Nuran Yiğit, “İnsanlar, antrenmana giderken bizim için ‘dans etmeye gidiyorlar’ dediler. Çünkü oryantiring ile oryantal dansı karıştırıyorlardı. Biz de arazide dansa gidiyoruz, gelin izleyin dedik. Daha sonra kent merkezinde antrenman yapmaya başlayınca herkes hayranlık duydu. Artık futbol kulübü yerine, oryantiring kulübü açmaya başladılar” dedi. 

ORYANTİRİNG NEDİR?
Koşarak Yürüyerek Hedef Bulma hertürlü arazide yapılabilen, katılımcıların kontrol noktalarını harita ve pusula yardımı ile en kısa zamanda ziyaret etmeye çalıştığı bir doğa sporudur.

Sadece düz bir koşu değil, aynı zamanda kontrol noktaları aranırken zamanın nasıl geçtiğini anlayamadığımız bir oyundur. Bir doğa sporu olarak yediden yetmişe kadar her kesime hitap eden Oryantiring ayrıca bütün ailenin birlikte yapabileceği bir aile sporudur.
kaynak:ntvmsnbc

Semra Göçer Torna Tesviye Öğretiyor…

.
Adana’da, CNC Tezgah Operatörlüğü kursuna tek bayan olarak katılan Semra Göçer, kursiyer olarak başladığı meslekte usta öğretici unvanını aldı. 26 yaşındaki genç kız 2 yıldır aynı merkezde erkek kursiyerlere CNC tezgahı kullanmayı, torna tesviyeciliği öğretiyor.
Göçer, yaptığı açıklamada, liseyi bitirdikten sonra üniversite sınavlarında başarılı olamayınca işsiz kaldığını, bu dönemde iş bulmak için Türkiye İş Kurumu (İŞKUR) Adana İl Müdürlüğüne başvuruda bulunduğunu söyledi.
Bir süre sonra İŞKUR’dan kendisine Mesleki Eğitim ve Küçük Sanayi destekleme Vakfı (MEKSA) tarafından ”İş Garantili Autocad Destekli CNC Tezgah Operatörlüğü” kursu açılacağına ilişkin davet yazısı geldiğini anlatan Göçer, erkeklerin çalıştığı bir alanda açıldığı için bu kursa gitmeye çekindiğini, ancak iş garantili bir kurs olması nedeniyle denemeye karar verdiğini ifade etti. Başvurunun ardından çağrıldığı mülakatta 100 kişi arasında tek bayanın kendisi olduğunu görünce tereddüt ettiğini anlatan Göçer, ancak buna rağmen kararından vazgeçmediğini söyledi. 
Mülakatlarda kendisiyle birlikte 16 kişinin kursa seçildiğini belirten Göçer, şöyle devam etti: 
”Kurstaki tek bayan bendim. Bu durum ilk zamanlar biraz zoruma gitti ancak daha sonra zamanla alıştım. Eğitimlerde sınıfta hep ayrı bir yere oturuyordum. Kimseyle konuşmuyordum. Daha sonra ortama ve arkadaşlarıma alıştım. Hiç bilmediğim ve anlamadığım bir meslekte eğitim alıyordum. Ancak severek ve isteyerek kursa devam ettim. Başarıyla tamamladıktan ve yaz stajını yaptıktan sonra MEKSA yetkilileri başarılı buldukları için benden vakıfta eğitmen olarak kalmamı istediler. Çok mutlu oldum ve seve seve kabul ettim. Daha sonra sınavlara girerek usta öğretici oldum. Bu durumu hayal bile edemezdim.” 
Şuanda tamamı erkek olan kursiyerlere MEKSA’da Autocad Destekli CNC Tezgah Operatörlüğü, Torna ve Tesviye öğrettiğini belirten Göçer, ”Bu durum bazı kursiyerlerin hoşuna gitmese de erkeklere bu işleri öğretmek beni gururlandırıyor” diye konuştu. 
Göçer, sanayi mesleklerinin zor olduğunu ifade ederek, ancak istenildikten ve azmedildikten sonra bayanların bile bu alanda çalışabileceğini gösterdiği için çok mutlu olduğunu kaydetti. 
Autocad Destekli CNC Tezgah Operatörlüğü kursuna katılacağını duyunca ailesinin karşı çıkmadığını anlatan Göçer, ”Anne ve babam karşı çıkmadı ancak biraz şaşırdılar. Benim de istekli olduğumu görünce de destek oldular. Belki de buralara gelmemdeki en büyük etken budur” dedi. 
Düzenledikleri iş garantili kurslara katılanların genellikle erkekler olduğunu anlatan Göçer, bayanların da bu kurslara katılarak yararlı bireyler olmalarını istediğini ifade etti. 
MEKSA Adana Eğitim Merkezi Müdürü Elif Alper Delice ise Semra Göçer’in kursiyerlik döneminden bu yana üstün bir performans gösterdiğini ve başarılı olduğunu belirterek, ”Semra’nın azmi ve çalışma hırsı erkek kursiyerlere de örnek oluyor” dedi. 
Kadınların neleri başarabileceğini Semra’nın gösterdiğini anlatan Delice, vakıfta çalışan 3 bayan eğiticilerinin olduğunu da kaydetti.

kaynak:A.A

Tag Cloud